"Siz beni hala anlayamadınız Ve anlamayacaksınız çağlarca da"
Belki bildiğiniz, belki yabancısı olduğunuz bir şiirin ilk mısralarıdır bu cümleler. İlkokullarda her 10 Kasımda okunur.
Ve şöyle devam eder kıtalardan birinde:
Hala o acıklı ağıtlar dudaklarınızda Hala oturmuş bana On Kasımlarda ağlıyorsunuz Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın! Uluslar fethine çıkıyor uzak dünyaların Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil!
10 Kasım 1938 günü ulusal yas ilan edilmiş tüm yurtta, hala da sözleri yaşartır 10 kasımlar. Gökyüzü bile hüzünlenir diye yorar bazılarımız.
Hüznü falan bırakalım da, gerçekten Atamızı anarken ne durumdayız?
Ben uygun cümleleri bir araya getirip toparlayamıyorum zihnimin yorgunluğundan, ama her 10 kasımda elime şu yazıyı alıyorum:
"Bu ülkede yaşayan herkesin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: Atatürk. Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup, hasılat rekorları kıran bir filme gidememiş.
Trablusgarp Cephesi'ne, lüks uçak şirketinin. First class, koltuğunda viskisini yudumlayarak gidememiş. Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için, kortej eşliğinde Mercedes"lerle gezememiş Anadolu'yu.
19 Mayıs'ta Samsun'a basan ayağında, ışıklı spor ayakkabısı yokmuş. Kazandığı her savaştan sonra, savaş sahasına fırlayıp moral veren, mini etekli ponpon kızları da yokmuş. Tarihi kayıtlara bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar.
Ülkesinde yapacağı devrimleri, inkılapları unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacaklarını da cep telefonundan öğrenememiş.
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Paşa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti.
Vatanın bağımsızlığını müjdelediği Meclis kürsüsünde şöyle ağzına layık bir mercimek çorbası içip, kuru fasulyenin suyuna ekmek bandıramadı. 20. yüzyılın bu dehasının, çerçeveletip duvarına asacak bir ihalesi bile yoktu. Yazık ki, hayatta bir reposu veya hisse senedi de olmadı.
Lozan zaferi veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp, sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı. Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı. Deşarj olamadan gitti Ulu Önder!..
Atatürk'e acıyorum. Sen, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel. Sonra değerini bilemeyip, tek kadınla evlilik sistemini getir. Sen kalk, bugün yine kapanmaya başlayan Türk kadınına sosyal haklarını ver, çağdaş yaşama kavuştur. Çılgın fasıllara katılmak, sabahlara kadar içki içip, vals yapmak, babasının faytonunu alıp şöyle bir Emirgan yapmak varken.
Bunları yapamazdı Atatürk. Ne korna çalıp dolaşacak bir arabası vardı, ne balkonuna çıkıp silah atacak bir evi. Cumhuriyet'i ilan ettikten sonra, hayatını yaşayabilirdi değil mi? Bizim bu yaşadığımız hayatsa, Atatürk yaşamadan ölmüş demektir."
Biz de bugün sınıfımızda Atamızı andık. Atamızın hatrı için, derslerini daha güzel dinledi çocuklarım. Atamıza şiirler, yazılar yazdık.
Bir öğrencimin şiirinden bir mısrayı da paylaşmak istiyorum:
"Atam Atam canım Atam Sen göremedin ama Bardaktan boşanırcasına göz yaşı akıttı insanlar öldün diye...
|